ana sayfa > Genel > Dünyayı değiştiren kadınlar:“ Havva vs Eve ”

Dünyayı değiştiren kadınlar:“ Havva vs Eve ”

Çarşamba, 04 Kas 2009

adam_eve

Uzun bir girizgah oldu ancak konumuz bir yönüyle değişim olsa da aslında, ilk kadın Havva. Kadına bakışı ele almak için ilk kadından başlamak gerekliydi. Zira tarihe bakıp, dini kaynakların insanların geleneklerini, bakış açılarını etkilemedeki yerini düşününce toplumdaki kadın imajının nerelere ve nasıl bir anlayışla dayandırıldığını kestirebiliyoruz.

İnsanlar tarih boyunca, İblis’in Adem’e secde etmeyip de yaptığı “ırkçılığın” farklı versiyonlarını ortaya koymuşlar. Allah meleklere “secde edin” dediğinde melekler, hiç tereddütsüz secdeye kapandılar. Oysa İblis, Yaratıcı İrade’ye karşı, Adem ile kendisi arasında madde farkından doğan bir farklılık olduğunu söyleyip secdenin hakkını vermedi. Bu “ırkçılık” dünyada öyle ya da böyle hala devam etmekte. Ataerkil toplumlarda kadına ikinci sınıf muamele yapmak da “ırkçı” bir anlayış sebebiyledir. Erkeğe, erkekliğinden dolayı beslenen salt düşmanlık anlayışını öngören feminizm de bu şekil bir ırkçılık modelidir, “ niye kadın doğdum, ya da niye erkek doğdum” demek de bir çeşit ırkçılıktır. Yahut, örneğin, ‘İslamcı’ deyip bir grup insanı kalıba sıkıştırmak da ırkçılığın başka bir söylemidir ki bu bir çeşit oryantalist söylemidir, tıpkı “öteki” dedikleri gibi. Bir kişiye ‘müslüman’ diye “her dediği, her yaptığı doğrudur, aman toz kondurmayalım” diyerek eleştirel gözden uzak bir bakış da yine ırkçılıktır. Sağcı, solcu, şucu bucu kısacası insanları kategorize eden her türlü anlayış dinle örtüşmeyen, İblis’e öykünen bir ırkçılıktan doğuyor.

Hristiyan öğretisine baktığımızda, Havva denilince ya da bir referans gösterilince akla hemen “hileci, düzenbaz” bir kadın algısı gelir, ve kadın “şeytani” vasıflarla nitelendirilir. Havva için kullanılan “Eve” kelimesi bile “evil” yani “şerli, habis” anlamında bir kelimeyle bağdaştırılır. Çünkü Havva, yasak meyveyi yediren, Adem’i kandıran kadındır. Şeytan, Havva’yı meyveyi yemesinin karşılığında iyi ve kötüyü birbirinden ayırabilip, adeta Tanrısal bir bilgiye ulaşacaklarına inandırır ki, anlatılan ağaç, “tree of knowledge( bilgi ağacı)”dır. Bu da Tanrı’nın bilgisine ulaşmak olduğundan Ademoğlu’nun Tanrı’ya ilk “başkaldırı”sıdır. Düşününce aslında Havva’nın yiyip, Adem’e de yedirttiği meyveden sonra cennetten kovulmaları değişimin başlangıç noktası. Deyim yerindeyse, bu cennetteki dünyadan kopup, arza intikal etme durumuna bir nevi ‘kökten değişim’ denebilir; sonsuzdan sınırlıya, ölümsüzlükten ölümlüye yönlendirilme durumu. Hristiyan anlayışında kadına bakış bu düzlemden geldiğinden, Rönesans’a kadar kadın, hep uzak durulası, oyununa gelinmemesi, sesinin sözünün olmaması, sadece erkek için tatmin edici, çocuk taşıyıcı bir araç olarak patriyarşik toplumun ve kilisenin dogmalarına ayak uydurması gereken bir canlı olarak algılandı. Bastırıldı, susturuldu. Çünkü, kadın Adem’in “eğe” kemiğinden, şekil itibariyle “eğri” olan kemiğinden yaratılmış, rasyonel düşünemeyen, sadece olmadık hisleriyle hareket eden ama aynı zamanda kıvrak bir oyunculuğu olan, erkeğin mümkün mertebe bu anlamda uzaklaşması gereken bir kadındı.

İslam dinine baktığımızda ise, kadın ve erkek arasında bir eşitliğin savunulmadığını görüyoruz. Sadece herkes en doğru tercih olarak, kendine biçilen role göre yaşarken, sadece erkeği ya da sadece kadını ön plana çıkaran bir anlayışla değil, aksine ikisinin de tek başına tamamlanmamış olduğu ancak birleştiğinde bir bütün oluşturduğu kanısına varıyoruz ki Allah, “ Sizleri (erkekli-dişili) eşler halinde yarattık” (78/8) buyuruyor. Yalnız, burada ne kadının adeta sömürüldüğü bir ataerkil ne de büsbütün erkeğe düşmanca bakan bir feminizm anlayışına önayak olan bir duruş var. Bilakis, herkese farklı roller biçiyor, sen anne olacaksın sen de baba diyor mesela, işte bu da hak ve hukuk gözetilerek, aman efendim kadındı erkekti diyerek iki cins arasındaki yaratılış düzleminde bir kıyasa gidilmeden yapılmakta ki her biri bir boşluğu dolduruyor nitekim. Kadınsız bir dünya tasavvur edilemeyeceği gibi, erkeksiz bir dünya da mümkün değil. Adeta birbirine muhtaç şekilde yaratılmıştır ki zaten Adem cennette “yalnız” kalınca, Allah’tan, ona bir “eş” yaratmasını istedi de, Allah, Havva’yı ona “eş” olarak yaratmadı mı? Bu sebepledir ki “yalnızlık Allah’a mahsustur” anlayışı vardır hep. Ancak, ataerkil toplumlarda kadın, eve kapatılan, dört duvar arasında eşine adeta hizmet için var olan, “erkek işi” denilen şey neyse ona bulaşmaması gereken, kul köle bir canlı olarak görüldü hep. Oysa, İslam da kadın Hz. Ayşe gibi ilmin doruğuna ulaşabilen, Hz. Hatice gibi ticarette son derece söz sahibi olabilen bir kadındı. Yahut, “anne” olan kadının ayağına, cenneti seren bir anlayış yerleştirmiştir İslam. Yine de birileri çıkıp, “Adem’in kemiğindeki ‘eğriliği’ Havva’nın acziyetine yorabiliyor. Burada, İbni Hazm’ın ‘eğe kemiği’ meseline getirdiği yorumu alıp başımın üzerine koyuyorum, şöyle demiş zat-ı muhterem: “Allah, Adem’in eşinde bulacağı ısınmanın nedenini Havva’nın kendisinden bir parça bulmasında kılmıştır.” Böylelikle, Adem’in dünyası değişmiştir Havva’yla ve bizim, dünyada olma sebebimizin bir parçasını teşkil etmişlerdir aynı zamanda.

http://www.sakinkafa.com

Betty Genel , , , ,

  1. şimdilik yorum yok.
  1. şimdilik geri bağlantı yok